AnasayfaÜyelerimizSıkça Sorulanlarİletişim Bilgileri
 

Duyurular

Doğu Karadeniz’in ‘Eko Köyleri’ : Yayla Yerleşmeleri

Tarih : 3 Haziran 2020

Elif ARİFOĞLU

Y.Mimar

Restorasyon Uzmanı

Yaylacılık faaliyeti, Anadolu kültüründe önemli bir yere sahiptir. Yüzyıllardır ülkemizin hemen her yöresinde, insanlar yazın hayvan sürüleri için taze otların bulunduğu otlaklardan faydalanmak; sıcak ve nemli havadan uzaklaşmak amacıyla dağların yüksek kesimlerinde bulunan yaylalara çıkarlar. Bununla birlikte, ülkemizdeki kırsal nüfusun giderek azalması sonucu geleneksel yaylacılık faaliyetlerinin sürdürüldüğü yayla yerleşimlerinin sayısının giderek azaldığı görülmektedir. Oysa doğayla içiçe yaşam tarzının meydana getirdiği bu yerleşimler, dünyaya zarar vermeden yaşamanın mümkün olduğunu göstermek amacıyla tasarlanan  ‘ekoköy’ anlayışının yüzyıllık temcilsidir.

 Yerleşme, insan kümelerinin barınaklarını kurdukları çevreyi, insan yaşam ve eylemlerinin gerçekleştiği alanı kapsayan geniş bir kavramdır. İlkel topluluklar, çadır yaşamı sürdüren göçebe, yarı göçebe toplulukların barındıkları geçici yerleşmeler ile kent, kasaba, köy gibi sürekli yerleşmeler bu kavrama girmektedir (1).

Farsça kuy (mahalle, sokak) sözcüğünden dilimize giren köy sözcüğü kır yerleşmelerinin yaygın adı olmuştur. Türkçe sözlüğe göre ”şehir ve kasabaların dışında kalan, çoğu boş ve geniş yer” şeklinde tanımlanan kır sözcüğü, yerleşmeye konu olmamış alanlarla birlikte, köyleri, köy altı yerleşmeleri ve kent sayılma aşamasına ulaşmamış kasabaları da kapsamaktadır. Kıra, kır sorunlarına ve yerleşmelerine ilişkin anlamına gelen kırsal terimi ise, kentsel olmayan biçiminde tanımlanmaktadır (2).

Kırsal yerleşmeler, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin beraber yapıldığı veya birinin diğerine göre ön plana çıktığı, iş bölümünün, sanayi ve ticaret faaliyetlerinin gelişmediği, geniş aile türünün yüz yüze komşuluk ilişkilerinin var olduğu, bu açıdan kentsel topluluklardan ayrılan toplulukların yaşadığı yerleşmelerdir (3). Bu yerleşmelerde yaşam ve ekonomik faaliyetler önemli ölçüde doğal kaynakların kullanım ve değerlendirilmesine bağlıdır. Ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişme süreci nispeten yavaş ilerlemekte; gelenekler ve töreler yaşam biçimini etkilemektedir (4). Ülkemizdeki kırsal yerleşmelerin en büyük birimi köylerdir; bunu mahalle, divan, mezra, kom, çiftlik, yayla ve oba şeklinde isimlendirilen köy altı yerleşim birimleri izlemektedir (5).

Yayla, ülkemizde en yaygın görülen köy altı yerleşim şeklidir. Tunçdilek (1967), Türkiye’nin en geniş ovalarından en engebeli bölümlerine kadar, her yerdeki köylerin, kasabaların hatta şehirlerin; yaylaya sahip olup olmadıklarına göre bir teste tutulurlarsa, bunların hemen %80’inin bir veya birden fazla yaylaları olduğu gerçeği ile karşılaşılacağını belirtmiştir (6). Bununla birlikte, Alagöz’ün (1938) yaylacılık araştırması kapsamında hazırladığı harita (Şekil 1), Anadolu’daki yaylacılık sahalarının ne kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını göstermektedir (7).

Şekil 1. Anadolu’daki belli  başlı yayla, kışlak, ağıl, kom ve mezralar (Alagöz,1938)

Yayla, yaz dönemi içinde hayvan sürüleri için taze otların bulunduğu otlaklardan ve serin havadan faydalanmak, geçim için türlü işlerde çalışmak amacıyla gidilen, köy sahasının dışında ama köye sosyo-ekonomik bağlarla köye bağlı geçici yerleşim alanıdır (8) (Şekil 2). Günümüzde ülkemizdeki yaylaların değişik işlevleri olsa da yayla yerleşmeleri ve yaylacılık, öncelikle hayvancılık faaliyetinin eseridir. Bu sosyal ve ekonomik etkinliğin tarihi, eski Türklere kadar dayanmaktadır.

Şekil 2. Doğu Karadeniz’de bir köy ve köye bağlı yayla yerleşimi.

Yayla ve hayvancılık arasındaki sıkı bağ temelde, biyo-klimatik sebeplerle ilgilidir (9,10). Ülkemizin iklim özelliği nedeniyle aynı bölge içindeki alçak yerlerle, yüksek yerlerdeki ot örtüsünün farklı tarihlerde gelişip büyümesi ve yaz dönemindeki sıcak ve nemli hava bahar döneminden itibaren, hayvanların ve hayvansal ürünler üretmek için beraberinde insanların, bölge içinde yer değiştirmesini zorunlu kılmıştır (11). Mevsimden mevsime köy, kasaba ve kent gibi sürekli yerleşimlerden yerlerinden geçici yerleşim yerleri olan yaylalara yapılan bu yer değiştirme hareketi yaylacılık olarak tanımlanmaktadır. (12).

Yaylaların, hayvan yetiştirmenin ıslahı ve az masraflı hale getirilmesi, yaz yemlemesinden ve işten tasarruf gibi ekonomik yönden birçok faydası bulunmaktadır. Ayrıca dağ iklimi ve yayla sahasında yem arama esnasındaki sürekli hareket hayvanların sıhhat, yeme kanaatkarlığı, güç, dayanıklılık, verim kabiliyeti yönlerinden gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bunun yanında, yüksek kesimlerdeki yaylaların kuru, mikropsuz, oksijence fakir havasının, ısı ve hava değişiminin insan sağlığı üzerine pek çok faydası bulunmaktadır (13)

Bununla birlikte, geleneksel olarak yaylalar sadece hayvan otlatılan bir mahal değil ülkemizin rölyef, iklim, toprak ve vejetasyon özellikleri nedeniyle geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan halk için ikinci bir yaşam sahasıdır. Yaz döneminde kuraklığın başlamasıyla coğrafi şartların zorlaştığı sürekli iskan sahası karşısında yayla sahaları karların eriyip çayırların gelişmesiyle kır insanının alternatif yaşam alanı olmuştur (14).

Bir kırsal yerleşme şekli olan yayla yerleşmeleri iklim, yeryüzü şekilleri ve yaşam kültürü etkisinde şekillenmiştir. Yöresel farklılıkların ortaya çıkardığı yerleşme karakteri bölgeden bölgeye değişiklik göstermektedir. Genel olarak, yayla yerleşmeleri, geçici süreyle kullandıkları için düzensizdir. Çevrede bulunan yapı malzemeleri ile üretilen yayla yapıları, sürekli yerleşmelerdeki yapılara göre basittir ve kaba bir işçilikle yapılmıştır (15). Yüzyıllık bir yaşam alışkanlığının meydana getirdiği bu yerleşmeler, kültür mirasımızın bir parçasıdır. Yayla yerleşmeleri, arazi yapısına uygun dokusuyla ve yöreye has mimarisiyle korunmaya değer alanlardır (Şekil 3).

 

Şekil 3. Özgün yapısı korunmuş yayla yerleşmeleri.

Doğu Karadeniz Bölgesi, ülkemizdeki geleneksel yaylacılık faaliyetlerinin sürdürüldüğü yerleşmelerin en tipik örneklerini barındırır. Ne var ki, 1950’lilerden sonra ülkemizdeki sosyo-ekonomik değişimlere bağlı olarak geleneksel yaylacılık faaliyetleri azalmaya ve yayla yerleşmelerinin özgün karakteri değişmeye başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Marshall yardımları ve tarımda makineleşmenin yaygınlaşmasıyla başlayan kırdan kente göç hareketi kırsal nüfusun büyük oranda azalmasına neden olmuş; 1980 sonrası değişen tarım-hayvancılık politikaları nedeniyle köylerdeki tarımsal üretim ve hayvancılık uğraşısı büyük ölçüde azalmıştır. Hayvancılık faaliyetlerinin azalmasına bağlı olarak kırsal ekonominin başlıca destekleyicilerinden biri olan yaylacılık, pek çok yerleşme için önemini kaybetmeye başlamıştır. Yaylaya giden hane sayısı ve yaylaya götürülen hayvan sayısı süreç içinde büyük oranda azalmıştır. Bu durum, birçok yayla meskeninin kullanılmayarak köhneleşmesine hatta bazı yayla yerleşimlerinin tamamen terk edilmesine neden olmuştur (Şekil 4).

Şekil 4. Kullanıcısı azalmış bir yayla yerleşmesi.

Bununla birlikte, bazı yayla yerleşmeleri, özellikle kıyı bölgelerindeki halkın, yazın bunaltıcı havasından uzaklaşmak için alternatif yaşam alanı olma özelliğini sürdürmüştür. Bu yaylalar, bir süre sonra geleneksel işlevinden tamamen uzaklaşarak sayfiye yerleşimine dönüşmüştür. İşlevsel değişim beraberinde yapısal değişimi de getirmiş, geleneksel yayla meskenlerinin yerini modern yapı malzemeleriyle inşa edilmiş sayfiye amaçlı konutlar almaya başlamıştır.

1980 sonrası yaylalara erişim için yeni yollar yapılması, mevcut yolların iyileştirilmesi, ulaşım araçlarının çoğalması, elektrik su gibi alt yapı olanaklarının sağlanması yaylalara rekreasyon amaçlı talebin artmasına neden olmuştur. Yine bu dönemde modern yapı malzemelerinin kolay ulaşılabilir hale gelmesiyle sayfiye amaçlı kullanılmaya başlayan yayla yerleşmelerinde modern yapıların sayısı hızla artmaya başlamıştır (Şekil 4). 1990 sonrası turizm için altyapı yatırımlarının artması ve merkezi hükümet tarafından bazı yaylaların turizm merkezi ilan edilmesiyle yayla yerleşimleri alternatif turizmin odağı haline gelmeye başlamıştır (Şekil 5).

              

Şekil 5. Giresun Kümbet Yaylası

                   

 Şekil 6. Rize Ayder Yaylası

Geçmişte, tamamen hayvancılık faaliyetlerine konu olan yayla yerleşmeleri, doğal güzellikleri, iklim avantajları ve kültürel değerleriyle turizm ve rekreasyon amaçlarına da hizmet hale gelmiştir. Bu işlevsel değişim günümüzde de devam etmektedir.

Nitekim, özellikle ulaşımın zor olduğu, dağların yüksek kesimlerindeki yaylalarda düşük oranda bir katılımla da olsa geleneksel yaylacılık faaliyetleri devam etmektedir. Bu yerleşimler, konumları nedeniyle büyük oranda sahip olduğu doğal ve kültürel değerleri koruyabilmiştir. Bu geleneği sürdüren haneler yüzyıllardır aktarılan bilgi birikimiyle üretime devam etmektedir (Şekil 7). Bu yerleşimler yılın belli bir döneminde kullanılıyor olsa da, bu dönem içinde doğayla uyum içinde, kendine yetebilen, keyifli, üretken bir yaşam sürdürülmektedir. ‘İnsanın kendi tabiatı doğrultusunda (16)’ meydana getirdiği bu yerleşimler, dünyaya zarar vermeden yaşamanın mümkün olduğunu göstermek amacıyla tasarlanan  ‘ekoköy’ anlayışının (17) yüzyıllık temcilsidir. Üretim, yapı, yaşam modeliyle insanoğlunun doğa ile uyum içinde yaşamasının örneğini sergileyen bu yerleşmelerin korunması, kültür mirasımıza sahip çıkmanın gerekliliği yanında yüzlerce yıllık bilgi birikiminin nesiller boyu aktarılması açısından önem taşımaktadır.

Şekil 7. Yayla yaşamından bir kare.

KAYNAKLAR

  1. Geray, C., 1975, Türkiye’de Kırsal Yerleşme Düzeni ve Köy Kent Yaklaşımı, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 30(1-4), 45-66.
  2. Tütengil, C. O., 1977, 100 Soruda Kırsal Türkiye’nin Yapısı ve Sorunları, Gerçek Yayınları, İstanbul.
  3. Geray, C., 1975.
  4. Turhan, M. S., 2005, Avrupa Birliği Üyeliği Yolunda Türkiye Kırsal Kalkınma Tedbirleri Uygulama Süreci Uzmanlık Tezi, Tarım Ve Köy İşleri Bakanlığı Dış İlişkiler Ve Avrupa Topluluğu Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, Ankara.
  5. Aydemir, E., 2010, Yöresel Mimarinin ve Kırsal Dokunun Korunması: Artvin Şavşat Balıklı Mahallesi Örneği, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
  6. Tunçdilek, N., 1967 Türkiye İskan Coğrafyası, İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsü Yayınları.
  7. Alagöz, C.A., 1938, Anadolu’da Yaylacılık, Cumhuriyet Halk Partisi Yayını.
  8. Tunçdilek, N., 1967.
  9. Alagöz, C.A., 1993, Türkiye’de Yaylacılık Araştırmaları, Ankara Üniversitesi Türkiye Coğrafyası Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı 2, Sayfa 1-51.
  10. Tunçdilek, N., 1967.
  11. Tunçdilek, N., 1967.
  12. Doğanay, H. ve Coşkun O., 2013, Türkiye Yaylacılığındaki Değişme Eğilimleri ve Başlıca Sonuçları, Doğu Coğrafya Dergisi, Cilt 18, Sayı 30.
  13. Leidenfrost, K. ve Pascher O., 1969, Yaylacılık, Çev.: Dündar, M. ve Canver, H., Ormancılık Araştırma Enstitüsü Yayınları.
  14. Tunçdilek, N., 1967.
  15. Sözen, M. ve Eruzun, C., 1996, Anadolu ’da Ev ve İnsan, Emlak Bankası Yayınları, İstanbul.
  16. Aran, K., 2000, Barınaktan Öte, Tepe Mimarlık Kültürü Merkezi, Ankara.
  17. Kılıç, D. ve İşcan, F., 2019, Dünya’da ve Türkiye’de Ekolojik Köy Uygulamaları, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, 17. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı, 25-27 Nisan 2019, Ankara.

Etkinlikler
 
Yayınlar
 
Diğer Yayınlarımız
 
Video Galerisi
 
Fotoğraf Galerisi
 
 
 
Üye Belediyelerimiz
 
 
Anasayfa ÜyelerimizBirlik HakkındaSKB HaberleriÜye Belediye HaberleriYayınlarFotoğraf Galerisiİletişim Bilgileri
© 2005-2020 Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği. Tüm hakları saklıdır.